Kısa Kısa
engin ardıç
Köşe yazarlarından centilmenlik dersleri
Kısa bir süre önce Akşam’dan, Sabah gazetesine transfer olan Engin Ardıç’ın, geçtiğimiz Pazar günü Sabah'ta yayınlanan röportajındaki bazı açıklamalarla ilgili, Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, şu yazıyı kaleme almış. Engin Ardıç da bugünkü köşesinde yazıya cevap vermiş.
Üsluplar ve hal böyle olunca, haklı olan varsa eğer, haksız duruma düşüyor zaten..
“Yemek falan yemeyeceğiz. Selam verir miyim, bak onun da garantisi yok ha...
Şunu da bil: Aç kalsam, sokaklarda sürünsem, bir daha o gazeteye dönmem. Siz bunu yaptıktan sonra, dönmem.
Önce şubat ayından bana olan borcunuzu, içeride kalan, üzerine yattığınız yarım maaşımı ödeyin de ondan sonra bana ders vermeye kalkın, e mi?
"Para işlerine karışmam" diyorsan, "benden genel yayın yönetmeni olmaz" anlamına gelir ki, onu da ben bilemem.
Ben bir "centilmen anlaşması" yaptığımızı sanıyordum, yanılmışım. Öyle ya, bir anlaşmaya centilmen anlaşması diyebilmek için iki tarafın da centilmen olması gerekir!”
Eh öyle göze böyle tarak!
Engin Ardıç'ın Akşam'daki yazısından:
Bu kadar pis bir “camiada” ve böylesine ahmak bir toplumda yazı yazmak mutluluk mu verir sanırsınız?
Ne yapalım, viran olası hanede evlat yoksa bile ayal ve kedi var.
(Hadi şimdi işin yoksa otur, hangi özdeyişe gönderme yaptığını açıkla, “ayal” kelimesini de tercüme et. Bu arada sana “Osmanlıca kelimeler kullanıyor, demek ki Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmak istiyor” şeklinde bir çamur atmazlarsa da haline şükret.)
Ya da çek git, Journal of Social Scientific Studies gibi biryerlerde makale yaz, ayda yedi yüz lira versinler.
Bak hemşerim, son defa söylüyorum:
Gazeteci olarak benim görevim, gerçekleri yazmaktır.
Bu gerçeklerin senin hoşuna gitmesi ya da gitmemesi, kimin işine yaradığı ya da yaramadığı beni ilgilendirmez.
Bu tutumum senin görüşüne uymuyorsa, görüşüne koyayım.
"Okumıyınca yazamıyos"
Engin Ardıç, bugün köşesinde “Altın Kazma 2008 Ödülleri” başlıklı bir yazı yazmış.
Gerçi şuradaki bilgiye göre bunlar 2006 yılına ait ödüllermiş ama öyleyse bile bu durum, yazıda anlatılmak istenen konuda, 2 yıl önce ne isek, bugün de o olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
Bir yanda mağazalara, restoranlara ilgili ilgisiz yabancı isim verme yarışına girenler; diğer yanda da tabelalarda, vitrinlerde, internette ve hatta basında Türkçe’yi, yazım kurallarını gözetmeksizin, konuşma diline göre kullananlar..
Okumadığımız için yazamıyoruz da maalesef.
Osman Yağmurdereli anlamasın, boşver, anlayan anlasın
Engin Ardıç, "Arta Kalan Zamanda..." ile ilgili aşağıdaki yorumu da içeren güzel bir yazı yazmış bugün:
Disk, düğmeye basar basmaz, büyük bir hızla, Ertuğrul gibi dönmeye koyuluyor.
