Kısa Kısa
köşe yazarı
Kanın kimyası..
Ece Temelkuran'ın bugünkü yazısından bir bölüm. Yorumsuz..
"... Ama öğrendim tuhaf, lanetli bir kimyası olduğunu bu kırmızı tomurcuğun. Bir kez akmaya başladığında hep daha çoğunu çağırdığını. İnsanların, kalabalıkların kana acıkabileceğini ezberledim, anlamadan ezberlediğim dualar gibi. Bu bilgiye sadece alıştım. Anlamadan alıştım.
Çocuk kanından yapılma bayrağı okşayan rütbeli yetişkinler şaşırtmıyor beni. Çocuk kanından yapılan bayrakları çerçeveletip asanlar, bunun fotoğraflarını gazetelere neşeyle basanlar şaşırtmıyor. Hatta gazetelerin bu kan bayrağını promosyon olarak vermesi bile şaşırtmıyor! Çünkü Afrika'da çocuk askerleri gördüm. Filistin'deki çocuk savaşçıları, Hindistan'da kan ve ter içinde çalışan çocuk köleleri.
Çocuk kanının tadını ağzında şeker gibi gezdirenlerin hiçbiri şaşırtmıyor. Çünkü bir kez ses verince bu kızıl tomurcuk kimse susturamaz, kimse dindiremez. Bulaşıcıdır, çocuklara da bulaşır kan deliliği. Kimini tutar benim gibi, kimini hiç tutmaz kan. Görünce sevinçten ağlayası gelir kiminin, niyeyse. Ve şaşırtmıyor beni bu. Çünkü onların işi kanla. Meslekleri kan kimilerimizin!..."
"Okumıyınca yazamıyos"
Engin Ardıç, bugün köşesinde “Altın Kazma 2008 Ödülleri” başlıklı bir yazı yazmış.
Gerçi şuradaki bilgiye göre bunlar 2006 yılına ait ödüllermiş ama öyleyse bile bu durum, yazıda anlatılmak istenen konuda, 2 yıl önce ne isek, bugün de o olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
Bir yanda mağazalara, restoranlara ilgili ilgisiz yabancı isim verme yarışına girenler; diğer yanda da tabelalarda, vitrinlerde, internette ve hatta basında Türkçe’yi, yazım kurallarını gözetmeksizin, konuşma diline göre kullananlar..
Okumadığımız için yazamıyoruz da maalesef.
