Kısa Kısa
kitap
Kitabı dolaba değil, kafana koy
Malûm, 31 Mart - 6 Nisan arası, Kütüphanecilik Haftası'ydı, diye başlanabilirdi, ama artık üzerinde durulmayan bu hafta, pek de malûm değil.
Savaş Sanatı
Elimde tuttuğum ve ödüllendirdiğim üç hazinem var. Birisi şefkat, ikincisi tutumluluk, üçüncüsü ise başkaları üzerinde öncelik iddia etmemek. Şefkatten cesaret doğar, tutumluluk bize görüş sahası sağlar, başkaları üzerinde öncelik iddiasından kaçınma da yaşam güvenliği getirir.
Şefkati, cesareti ve tutumluluğu bırakan, alçakgönüllüğü terk ederek saldırganlığı tercih eden kısa zamanda yok olur. Savaşta şefkat zafere ulaştırır, savunmada şefkat ise güvenliği sağlar.
SUN TZU – SAVAŞ SANATI / Tao-te Ching'den alıntı
Kitap okumak böyle birşey midir?
Kitap okuma oranlarımız konusunda çok içacıcı olmayan veriler geldikçe, ülkede, bürokrasi kendince bir eylemler, kampanyalar furyasını gözümüze sokuyor. Bunlardan son zamanlarda olan, valilerin, kaymakamların, il milli eğitim müdürlerinin ortaya attığı ve bana göre safî PR çalışması olan "kitap okuma günler, saatleri, dakikaları" ya da "en çok kitap okuyana ödül" türünden saçma sapan kampanyalar. Bunlar her ne kadar iyi niyetli görünse de, bana hep oradaki mülkî erkanın "aman şunu yapalım da, bizim vali biraz görünsün TV'de" türü bir fiştekleme sonucunda ortaya attığı kafadan bacaklı fikirlermiş gibi geliyor bana. Örneğin şuradaki habere göre "20 dakika kitap okuma kampanyası" diye birşey başlamış. Örneğin 'Elazığ Okuyor' kampanyası dahilinde Vali 2 bin kitap okuyan Ahmet Reşat İspir'i evinde ziyaret etmiş. Tekrar aynı Vali, Elazığ'da İlköğretim Okulu Üçüncü Sınıf Öğrencisine de plaket vermiş.
öğrendiğini unutma
Laing, kapitalizmi toplumsal, ekonomik,eğitimsel ve sanatsal baskılar engeliyle bireylerin yaşamını denetleyen, saptıran ve yıkan bir şey olarak alıyor: "Bizler, yetişkinler olarak, çocukluğumuzun çoğunu, hatta onun yalnız içeriğini değil tadını da unutmuşuzdur; dünya adamı olarak bir iç dünyamız olduğunu pek bilmeyiz; düşlerimizi güç anımsarız ve onlara bir anlam veremeyiz; bedenlerimize gelince, devinimlerimizi eşgüdümlemekle ve biyolojik-toplumsal sağlığımız için en az duyularla yetiniriz: yorgunluğu belirtme, beslenme, cinsiyet, dışkı ve uyku bildirimleri, bunun ötesinde çok az ya da hiç...
Düşünme yeteneğimiz, kendi çıkarımız diye tehlikeli bir biçimde kandırıldığımız şeyin ve sağduyuya uymamızın dışında, acınacak kadar sınırlıdır: görme, duyma, dokunma, tat alma, koklama yeteneğimiz bile gizemli perdelerle öylesine örtülmüştür ki; dünyayı taptaze, suçsuzlukla, doğruyla, sevgiyle yaşamaya başlamak için herkese çok büyük bir 'öğrendiğini unutma' çabası gereklidir."
