Kısa Kısa
editor ağ günlüğü
Şirinler Beyaz Perde'de
Şirinler'i hatırlamayan yoktur ve hatta bunu sormak bile saçmadır. Siyah Beyaz televizyondan, renkliye geçerken hepimizin başına bela oldular ve Anayasa Mahkemeleri ve para sistemleri olmadığı için de hayallerimizin için ettiler. Komunistlerdi ve bundan şikayet de etmediler.
Reuters'in haberine göre Şirinler, uzun metrajli bir film olarak çekilecekmiş.
Yargı da "Kafam girsin" dedi.
TürkTelekom, istatistiklere göre bize dünyadaki en pahalı telekomünikasyon hizmetlerinden birini veriyor.
Duran Duran - f***ing up in style
Herald'ın haberine göre Duran Duran, erken bir bunama ile karşı karşıya. Çocukluğumuzun "Wild Boys"u, aradan geçen zaman içinde "White Lines" ile gönüllerde taht kurup, hem stil, hem kılık kıyafet hem de tavır açısından 80'lerden bu yana hip ve cool şekilde endam ediyorlardı.
Her ne kadar şarkı sözü unutma, pek acemice bir hareket de olsa, Yenişafak bile Duran Duran haberi yapabildiğine göre reklamda kesinlikle sınır yoktur diyesi geliyor kişinin.
Gidenler memnun kalmış, bu arada.
'Fantastik forvet' kendini internette sattı!
Star'ın haberine göre;
Amatör kümede oynayan, ancak bir 3. Lig takımında oynamak arzusuyla kendini GittiGidiyor’da açık artırmaya çıkaran genç futbolcu Engin Kodan beklediği mutlu sona kavuştu. 4 kulübün talip olarak katıldığı açık artırmada oyuncu, 6.100 YTL’ye alıcı buldu.
Yöntemin kesinlikle akıllıca olduğunu düşünmekle birlikte, "En büyük özelliğim süratli olmam ve gol vuruşlarındaki başarım" şeklinde bir tanıtım metninin pek de işe yaramayacak gibi gözükmesi. 6.100 YTL verdikten sonra "ne kadar sürat ve gol vuruşlarındaki yüzde kaç başarı" diye sormak da gerekiyor herhalde. Neyse, hayrını görünüz. Umarım kendisini "kelepir" olarak görmeyiz, birinci sezonun sonunda.
Siyasetçilerimiz için de aynı yöntemi salık veriyorum. Öyle ya "hasip ile nasipin hikayesi" değil miydi bu siyaset olayı bizim memlekette!
al sana üniversite gençliği
Eğitim Emekçileri Sendikası'nın yaptırdığı araştırmaya göre üniversite gençliği, caheletin ve sebepsiz yaşamanın eşiğin gelmiş dayanmış. Yılda 1-5 arası kitap okuyan küçük bir kesim dışında, yarısı gazete filan okumuyor. Ve bu üniversitelerde, rektörlük, bilim adamcılığı gibi oyunları oynayanlar da tınmıyor!
ÖĞRENCİLER boş zamanlarını müzik dinleyerek geçiriyor. Yüzde 30.6'sı ayda bir sinemaya, yüzde 40.6'sı yılda birkaç kez konsere giderken, yüzde 32'si hiç tiyatroya gitmediğini belirtiyor. Yüzde 40'ı ise günde ortalama iki saatini televizyon başında geçiriyor. Yılda 1 ile 5 arasında kitap okuyanların oranı yüzde 33. Yüzde 50.3 düzenli gazete okumuyor. Öğrencilerin yüzde 63'ü herhangi bir öğrenci örgütlenmesinde bulunmuyor.
Oy oy web 2.0, nedir bu güzellikler?
Öncelikle yukarıdaki haberi okuyunuz, daha sonra da lütfen şu adresten olayın gidişatını ve ortadaki rezilliği düşününüz. Daha fazla şey yazmaya gerek yok, sanıyorum.
Teşekkürler, beyn.org!
Bir dahi var bizde bizden içerü
El Cezeri ile ilgili belgesel hazırlama fikri nasıl doğdu?
İlk okuduğumda çalışmalarının mühendislik başarısından ziyade, hayal gücü ve yaratıcılığı çok daha ilginç gelmişti. Tasarladığı makineler tümüyle fantastik görünümdeydi ama hepsi üretilebilecek, çalıştırılabilecek özellikteydi. Yaşam öyküsünün uzun metraj bir filme konu olabileceğini düşünmüştüm. 90'ların başlarında açılan 'Da Vinci'nin Makineleri' sergisini Roma'da izlerken gözümün önünde El-Cezeri'nin makineleri canlanmıştı. Hiç olmazsa bir belgesel yapmaya karar verdiren olay Leman Dinçtürk'ün 2000'de İzmir'de açtığı sergi oldu. Bu sergide ona verdiğim sözü bu yıl tutabildim. Proje, Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü'nün belgesel filmlere sağladığı maddi olanakla ve önceki bazı projelerde bana yardımcı olan yükseklisans öğrencim Duygu Yılmaz'ın katkısıyla nihayet tamamlandı.
Devamı burada : İlk yerli robot üstadının elinden...
Eh öyle göze böyle tarak!
Engin Ardıç'ın Akşam'daki yazısından:
Bu kadar pis bir “camiada” ve böylesine ahmak bir toplumda yazı yazmak mutluluk mu verir sanırsınız?
Ne yapalım, viran olası hanede evlat yoksa bile ayal ve kedi var.
(Hadi şimdi işin yoksa otur, hangi özdeyişe gönderme yaptığını açıkla, “ayal” kelimesini de tercüme et. Bu arada sana “Osmanlıca kelimeler kullanıyor, demek ki Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmak istiyor” şeklinde bir çamur atmazlarsa da haline şükret.)
Ya da çek git, Journal of Social Scientific Studies gibi biryerlerde makale yaz, ayda yedi yüz lira versinler.
Bak hemşerim, son defa söylüyorum:
Gazeteci olarak benim görevim, gerçekleri yazmaktır.
Bu gerçeklerin senin hoşuna gitmesi ya da gitmemesi, kimin işine yaradığı ya da yaramadığı beni ilgilendirmez.
Bu tutumum senin görüşüne uymuyorsa, görüşüne koyayım.

