söyleşi

editor kullanıcısının resmi

Abarttın Osman!

- O.Y: (...) Esin ölünceye kadar benim hayat arkadaşım. Ben çok isterdim ki eşimin saçını sadece ben göreyim. Yeni evleniyorum, 25 yaşımdayım, kız da 20 yaşında. Karımın türbanlı olmasını tercih ederdim. Bütün kalbimle. Bugünkü eşimin 50 yaşında kapanmasını kastetmiyorum. Yeni evlendiğimizde, saçının telini yalnız benim göreceğim bir eşim olsun isterdim. Bana özel olması açısından! Akşam evine geliyorsun, karının saçını yalnız sen görüyorsun.
- E.Y: Yok artık, Osman!"
Cıvık, cıvık bir cevap verme tarzı, herkese sevecen görünmeye çalışmaktan kendisi olmaktan çıkmış, hastalığına bile kendisinin inanmadığı herhalinden belli olmasına rağmen "Üç ay yaşar, altı ay yaşar denen bir hayatın arkasından, yaklaşık 19 aydır hiçbir şikâyetim olmadığına göre, çok iyiyim." deme lüksü, hastalığı haber alma anının tasviri "Hastalığımı bir gece yarısı öğrendim. Çok sevdiğim doktor arkadaşım ağlayarak odama girdi,"Yarın dosyanı al, Amerika'ya git," dedi." Vay be, vay be, vay be Yağmurdereli! Nelere kadirmişsin sen!

Mayıs 1972..

Elleri terli, ateşi yüksek Selim Işık kimdir aslında?
Bütün özellikleri kitapta anlatıldığı gibi olmasa da gerçekten intihar eden bir kişi olarak, Selim Işık yakın arkadaşlarımdandı. Ölümü beni etkiledi.

Ben, özür dilerim, romanınızı[Tutunamayanlar] biraz "insansız" buldum. Bu konuda ne dersiniz?
Romanda bütünüyle insana yönelmek istemiştim. Onu sizin belirttiğiniz gibi sadece akıl bağlamından değil, duygularıyla ve aldığı bütün etki vermek istemiştim.

Sanıyorum, bende "insansız" bir izlenim uyandırışının nedeni, romanın hızlı, akıcı bir biçimle durmadan değişen planlarla yazılmış olmasıdır.
Duygulara bir saldırı yok değildir romanda ama bu gerçek, insanca duygulara saldırıdan çok, küçük burjuva duygulanımlarına saldırıdır. Acaba bu mu romanı "insansız" gibi gösteren?

Hayır, dediğim gibi, planların hızlı hızlı arka arkaya gelişi, bir duygunun hemen arkasından iğneleyici bir sözün gelişi..

Yeni Dergi, 92, Mayıs 1972, s. 254-256
(Mehmet Seyda'nın Oğuz Atay'la yaptığı söyleşiden)
Cumhuriyet Gzt. Pazar ekinden alıntılanmıştır.

editor kullanıcısının resmi

Ne için efendim? İstemiyorum. Hayır, hoşuma gitmiyor..

Spiker: O yağmurlu İstanbul sabahında, Abdülhak Şinası Hisar mikrofonumuza konuşmadı. Mikrofonu elimize aldıkça, bir çocuk gibi korkuyordu. Sonunda mikrofonu bırakmak zorunda kaldık. Bıraktık ve uzun uzun konuştuk romancımızla.

Erdal Öz: Bizim genç nesil sizi çok tuttu. Ama sonradan anladı. Valla ama iyi birşey.

Hisar: Peki, ama çok tuhaf...[Gülerek] O da çok tuhaf.

Menemencioğlu: Bakın şimdi, sizinle beraber edebiyata başlayan bugün okunmayan birçok insan var.

Hisar: Kim?

[...]

Menemencioğlu: Nasıl başladı yani? Durup dururken mi yazdınız? Çok okuduğunuzdan ilham alarak mı?

Hisar: Evet, eskiden beri... Eskiden beri yazmayı düşünürdüm. Zaten babam tanınmış bir mecmua sahibidir: Mahmut Celaleddin Bey..

[...]

Radyo konuşması böyle gidiyor. Abdülhak mikrofonun açık olduğundan habersiz şekilde, kapatıldığından emin olarak konuşuyor. Mikrofonun kapatılması için neredeyse emir veriyor: "Onu bırak!..." diyerek Erdal Öz'e. Söyleşinin tamamı Kitap-lık 111'de mevcut. Fotoğraf Ara Güler tarafından çekilmiş, Hisar, neredeyse bir çocuk gibi ürkerek bakmış...